Tam kapanma yasakları

1 ay önce eklendi 14 defa görüntülendi

Tam kapanmayla beraber ülkede kimsenin sokağa çıkmayacağı var sayılırken gerçekleşen durum pek de öyle olmadı. Sokaklar cıvıl cıvıl, çarşı pazar gayet hareketli, etrafta gezen insanlar derken iyi oldu bu tam kapanma herhalde diye düşünüyorum. İşe gitmek yerine evde oturuyoruz, pazara çıkıyoruz, maaile 5 kişi köpek gezdirmek için sokağa atıyoruz kendimizi ve elbette bayağı bir film ve dizi de izliyoruz gibi duruyor. Ülke olarak bu tarz fırsatları hiç kaçırmıyoruz. 7 milyon kişinin çalışma izni ile sokağa çıkabildiğini düşünürsek kapanmış gibiyiz ama pek de kapanmamış gibiyiz aynı zamanda. Tabi bu süreçte şöyle etrafımda kime sorsam 18 yaş altı ve 65 yaş üstlerini saymazsak hepsinin de çalışma izni var gibi duruyor. Tam olarak kimin kapandığını ve kimin kapanmadığını anlamadığımız muğlak bir durumla cebelleşiyoruz. Sokağa çıkmayanlar da muhtemel çıkıp da ceza yeme korkusundan çıkmıyor ki en azından ben kendi adıma bundan dolayı çıkmıyorum. Durduk yere bir 3.000 TL ödemeyelim, malum kasaya para lazım da o para bize daha çok lazım gibi sanki; maaş verenimiz olmadığından düşünmemiz gereken ufak detaylardan biri neticede.
Tabi yasaksız olmaz. Yasakları seven bir toplum olduğumuzdan ilk fırsatta yasaklanabilecek ne varsa yasaklamayı seviyoruz. E kolayı seven bir yapımız var, yasakla gitsin. Arada da televizyonlara çıkıp yeni özgürlükler diye madde madde bir şeyler okuyup hemen ardından başka şeyleri de yasaklıyoruz. Özgürlükleri yasaklardan var etmeye uğraşan yegane ülkeyiz sanırım. Ama olsun dünyada bir konuda daha ilkiz diye sevinebiliriz, tıpkı anlamsız birçok konuda dünyada, Avrupa’da ve güneş sisteminde ilklere sahibiz diye övündüğümüz gibi bunu da yüceltebiliriz kendi bünyemizde. Sokağa çıkmak yasak değil; evde oturmak serbest. Algı yönetimi belli bir zeka seviyesinin altındakiler için çok kullanışlı olduğundan evde oturma özgürlüğünün verdiği gurur ile düşünüyoruz; “Avrupa’da bile bu kadar özgürlük yok, bizi evde özgürce oturtanlardan Allah razı olsun”.
Alışverişte ise yasaklar oldukça kafa karıştırıcı. Zorunlu ihtiyaç maddeleri serbest ama neyin zorunlu olduğuna karar veren başkası. Hadi ekmek, süt, meyve, sebze zorunlu ihtiyaç maddesi ama mesela kadın pedi yasak. Kadın pedi birileri için lüks bir tüketim maddesi olarak görülüyor demek ama ejder meyveli smoothie yapmak istesem o zorunlu ihtiyaç maddesinden sayıldığından rahatlıkla gidip ejder meyvesi alabiliyorum. Sigara serbest ama alkol yasak; bu kesinlikle doğru uygulama çünkü alkol cidden lüks oldu ülkemizde. Pudra şekeri kadar lüks olmasa da oldukça lüks diyelim. Bu kadar lükse alışmamızda fayda var ancak aklıma takılan Yeşilay kurumu sigara ve alkole savaş açtıysa ve eğer sigara zorunlu bir ihtiyaç maddesiyse o zaman Yeşilay neden sigarayla savaşıyor? Yok eğer ortada savaşılacak bir durum varsa o zaman alkole neden üvey evlat muamelesi yapılıyor, anca beraber kanca beraber değil miydi bu savaş?
Ha bu arada milli bayramlar her zaman yasaklar kapsamında ki bu da ülkemizde olağan bir uygulama. Tepemizden şöyle kalabalık bir sığırcık sürüsü geçse, yok yok sokakta biri hapşırsa ürküp milli bayramları yasaklayacak bir ruh hali içinde olduğumuzdan bu süreçte milli bayramları yasaklamamız gerekirdi. Ancak tek sıkıntı 29 Nisan’da başlayan yasaklara denk gelen bir milli bayram olamadı. Bu sebeple tam kapanmayı 2 gün daha uzatarak 19 Mayıs’ı yasaklar kapsamına alma konusu ciddi ciddi düşünülmesi gerekilebilir. 23 Nisan için biraz geç kalındı ancak gecikmeli olarak 2022 yılında yasaklanabilir. Hatta daha kolayı var belirli bir süre getirilip hayatımızın bir parçası olan şu meşhur ÖTV yani deprem vergisi gibi tüm milli bayramların kutlamaları yurt genelinde 1er günlük kapanmalar ile ilgili bir kararname çıkarılmak suretiyle önce 1 yıllığına sonra ise süresiz yasaklanabilir. Neticede halkın sağlığı için bir tedbir alınıyor ve buna karşı çıkmak, eleştirmek, yorum yapmak vatan hainliğidir. Hiçbir şeye karşı çıkmamak, ses yükseltmemek ise özgürlüklerin en güzelidir. “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyen Descartes bizim ülkemizde yaşasaydı herhalde “Düşünmüyorum, öyleyse varım” derdi zira düşündüğünüzde yok sayılmak, ötekileştirilmek, vatan haini olarak yaftalanmak gibi bir tehlike ile karşı karşıyadır bu ülkenin düşünen insanları. Ve elbette kaderleri “Nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” mısralarındaki gibi bir hayat sürmektir.
Algılarınızın yönetilmediği, kavramların karıştırılmadığı güzel vatana bir gün uyanmak dileğiyle…

Haberi Kaynak Sitede Oku