Hayat, yeryüzüne kısa süreli bir bakıştan ibarettir

3 ay önce eklendi 16 defa görüntülendi

Korku, yeni doğan her insanın hemen yanı başındadır. Henüz bebekken karşımıza çıkar, bizimle tanışır, yanı başımızda yürür ve nihayet bizi bu dünyadan yolcu eder. Hayatın ilk ve son duygusu korkudur.Boğucu varlığının tükenmez kaynağı, insanın nereden geldiğini ve yaşam sonrası nereye gideceğini bilmemesidir. İntihar etmek üzere şuan sandalyeye çıkan biri bile, o tanıdık korkusunun nefesini ensesinde hisseder. Son anımızda yanımızda sadece korku vardır.
Mutsuzluğun kökeni, doğal sandığımız çağımızın yaşam formunda saklıdır. Mutluluk ise yıldız parlatarak göze girmekte ya da daha iyi bir unvana sahip olmakta değil, doğa ile uyumlu, onun bir parçası olarak yaşayabilmektedir. İnsan bu temel gerçeğini unutur, Dostoyevski hatırlatır; cehennemi tanımlarken, ‘bence o sevmeyi başaramamaktan acı çekmektir.’der. Ruhumuz ancak sevgi ile hafifler, nefes alabilir, bir nebze olsun yatışabilir.İçinde sevgi (anlam) olmayan hayat, insanın kalbine ‘boşa yaşanmış bir hayat’ düşüncesini bırakır. Bu nedenle,yaşamın ansızın son bulacağı düşüncesi, özellikle anlamsız (sevgisiz) yaşayan insanlarda, köklü bir ölüm korkusu yaşatır. Bu, henüz sahip olamadığı hayatı, birden kaybetme korkusudur. Modern zaman insanı, yaşama dair korkularını, ‘güçlü’ birey rolüne bürünerek bastırma eğilimindedir. Ancak kişinin sahibi olduğu nesneler artarken, sevgisizlikten beslenen yaşamın kendisine dair korkuları güçlenir. Sahip olma arzuları, onu sevgiden uzaklaştırırken, korkularına yakınlaştırır. Toplumda ‘başarılı’ olarak kabul edilen, kazanım peşinde hırsla koşan insanların, güçlü ölüm.
Etrafımız ‘elde et, başar, daha iyisine sahip ol, daha fazlasını iste!’ diyerek seslenen, kime hizmet ettiğini bilmeyen kapitalist çığlıklar ile inler.İnsanlar, başkalarının zenginliği için yaşadıklarını fark edemezler.korkuları yaşaması bu nedenledir.
Hakim olma arzusu, insana dair derin mutsuzluğun başladığı yerdir! Hayat, sevgi ile anlam kazanır. Arno Gruen durumu özetler:“Başarı, sahip olma hırsı, insan ve doğa üzerinde hakimiyet kurma çabası kendini canlı hissetmek için gösterilen beyhude bir çabanın ifadeleridir. Fakat bütün bunlar insanı sevgiye götürmez.”
Çağımızda mutluluğa giden yolun, insan ve doğa sevgisinden geçtiği unutulur, korkularımıza karşı nasıl güçlenebileceğimiz de… Mutsuzluğun kökeni, doğal sandığımız çağımızın yaşam formunda saklıdır. Mutluluk ise yıldız parlatarak göze girmekte ya da daha iyi bir unvana sahip olmakta değil, doğa ile uyumlu, onun bir parçası olarak yaşayabilmektedir. Hayat, yeryüzüne kısa süreli bir bakıştan ibarettir; zaferler değil, sadece sevgiyi yaşayabildiğimiz her an bu kısacık süreye anlam katabilir.

Haberi Kaynak Sitede Oku