Cacala

1 ay önce eklendi 9 defa görüntülendi

Bir sürü yol vardır enine serilmiş yollukta, eğer elinizde oyuncak bir arabanızla köyde büyüyen bir çocuksanız. Yumuşacık, rengarenk, çok da net olmayan, bir şeylerin hayalini size bırakan örtülerde çocuk olma ayrıcalığını yaşarken, ben de tüm çocuklar gibi farkında değildim. Sıra sıra enine çizgiler halinde dokunmuş yolluk dümdüz olmadığından, kimi motifleri bir diğeriyle karışırken ne kadar da hayata benzer cacala. Ben çocukken kendi yaptığım oyuncak arabalar için kilimlerinde benim için araba yolları yapmış büyüklere minnet duyarken, onların beni unuttuklarını, şimdiye kadar yaşanmış tüm şeylerin, normallerini yaşayıp uyumlu olmaya çalıştıkları için tüm başka şeyleri görmeye zamanlarının dahi olmadığını bilmiyordum. Bir gün ansızın bir arkadaşımız öldü. Hem de çok genç yaşta. O kadar afallamıştık ki hiç birimiz bir başkasına ne olduğunu dahi soramadık. O zamana kadar insanlar hep yaşlanınca ölürlerdi. Bir süre sonra Atilla’nın genç yaşta ölümünü herkes unuttu. Evet doğru, kimler geldi geçti ve kimler unutulup gitti bu dünyadan, bu doğru. Tamam da; bu, her şeyi sıradanlaştırıp unutanlar normal olmayan bu duruma neden karşı durmadılar? Bu onların pek çok sevdiği normallerden değildi ki. Eğer normalse o yaştaki herkesin hatta kendi çocuklarının bile ölmesi gerekmez miydi? İnsanların kendi dışlarındaki sorunların, alışıldık olmasalar bile umurlarında olmadıklarını ya da unutulmaya yeğ tutulduklarını o zaman üzülerek görmüştüm.
Bir gün Atilla ile cacalada oynarken çok tuhaf bir şey dediğini hatırlıyorum. Babasından öğrendiğini de ta o zamandan biliyordum. “Bir delikanlı her durumda parasını kazanır babasından para istemez, ne olursa yapar gene de harçlığını kazanır” dedi. Yıllar geçti aradan. Ergen yaşlara ulaştık. Atilla içki ve sigaraya başlamıştı ergen yaşlarda. Bir gün kasaba tüccarını soymaya kalktığı için yakalandığını duyduk. Bu ilk de değildi üstelik. Köy halkınca dışlandığından aylarca insan içine çıkamadı. Sonra alkollüyken bir motor kazası geçirdiğini duyduk. Bir gün ziyaretine gittiğimizde çürüklerle dolu bedenini gördüğümü bugün gibi hatırlıyorum. Doktor ‘bedenin çok zayıf alkol almamalısın’ demiş. İnadına her gün içerdi. Bir gün uyudu ve uyanamadı. Ne zaman düşünsem aklıma annesinin feryadı gelir. Telefonumda düne kadar numarası vardı. Bir gün aradım ve cevap geleceğini düşünüp heyecanlandım. Ben de her zaman kendi harçlığımı kazanmayı hedefledim. Üstelik ailemizin işini yaparken başka bir işe gidip para kazanma imkanı olmadığında bile. Ama aklıma hırsızlık gelmediği için, gelse de o yola uymadığım için şanslıyım. Bizim oralarda zeytin hasadı sonrası başak toplama mevsimi açılırdı. Fakirlerin yolunu bulması için. İhtiyacı olanlar da başak toplardı mevsimine göre. Tek tek topladığım zeytinleri çok uzaklardan köye getirirken yorulsam da bunca çaba harcayıp o kadar zahmete katlanmayı, gün boyu sabit bir paraya çalışmaya (yevmiye) tercih ediyordum. Hele bazı zamanlar köydeki evimizde yaptığım resimleri götürüp İstanbul’da satınca içimi bir sevinç kaplıyordu. Ne kadar özgürdüm. İstediğim yerde üretebildiğim için.
Sonra bir gün insanlar evlerine kapanmak zorunda kaldılar. Trafik lambalarında bile Türkiye’ye evde kalması öğütleniyordu. Her bir şeyi el değmeden yapmak daha makbul, paranın da sanalı meşru idi. Birçok işin özel ortamda da yapılabildiği fark edildi.
Her neyse, cacaladaki çizgilerde oyuncak araba sürmek güzeldir. Boyuna koridorlara enine şeritler halinde serilmiş cacala üstünde yürümek de… Hoşça kalın.

Haberi Kaynak Sitede Oku