Ayyy… Şeytan Kulağına Kurşun

1 yıl önce eklendi 31 defa görüntülendi

Merhaba Sevgili okurlar, nasılsınız? Umarım iyisinizdir son zamanlarda buralarda vakalar bir hayli artmış amman diyeyim çok dikkat edin kendinize. Bu yazımda sizlere batıl inançlardan olan hatta bir ritüel gibi kendiliğinden gerçekleştirdiğimiz “tahtaya vurma” inancından bahsedeceğim.

Bizler her ne kadar tahtaya vururken: Allah’ım sen koru, Tövbe ya rabbim ve en çok da Şeytan kulağına kurşun desek de aslında bu inanışların kaynağı dönüyor dolaşıyor ya şamanizme ya mitlere ya da bunda olduğu gibi ikisine birden dayanıveriyor. Tahtaya vurma inancı aynı zamanda hem Helen imparatorluğunda hem de Kuzey Amerika yerlilerinde meşe ağaçlarının yüksekliği ve sağlamlığı dolayısıyla ortaya çıkmıştır. Şöyle ki her iki uygarlık da açıklayamadığı bu olayı gökyüzüyle ilişkili bir tanrıya bağlamış ve onu kızdırdığı için de tanrının kendilerine yıldırımlar gönderdiğine inanmışlar.

Kuzey Amerika yerlileri ağacın yüksekliğinden yola çıkarak yıldırımla birlikte tanrının meşe ağacının üzerinde oturduğuna inanmışlar. Helenliler ise bir yıldırım tanrısının olduğuna inanmışlar ve tahtaya vurdukça tanrıyla iletişim kurduklarını düşünmüşler ayrıca onları kötülüklerden koruyacağına inanmışlar.

Yani anlayacağınız o zaman da bugün olduğu gibi doğa olayları, pandemi ve benzeri olaylar tanrıyı kızdırdığımız için cezalandırılmamıza bağlanırmış. Ee bugün de öyle değil mi? Yabancı bir ülkede kötü bir şey olsun inanmıyorlar da ondan demiyor muyuz ya da bizim ülkemizde olsun ama tatil beldesi falan olsun hak ediyorlar herkes çıplak, kızlar& erkekler ooo…

Gördünüz mü geçmişten bugüne pek değişen bir şey yok gibi he bir tane var artık bir tane tanrı var biz de hep onu kızdırıyoruz. Kızgın tanrılardan bahsederken gelin ben size bir Yunan miti olan Pandora’ nın kutusundan bahsedeyim. Belki bir çoğunuz efsaneyi farklı farklı şekilleriyle biliyor olabilirsiniz ama ben size en sevdiğim versiyonunu anlatacağım.

Prometheus kilden insanlar yapmış fakat bu insanlar bir türlü canlanmamış buna üzülen Prometheus, Tanrıların Kralı Zeus’ tan kutsal ateşi çalmış ve insanlar canlanmıştır bunu öğrenen Zeus deliye döner. Prometheus’ u Kafkas dağlarında zincire vurur ve yanına bir kartal bırakır o kartal Prometheus’ un her gün doğumunda ciğerini yiyecektir her gün doğumu öncesinde Prometheus’ un ciğeri yeniden oluşacaktır bu kısır döngü sürekli devam edecektir. Fakat Tanrıların Kralı sadece Prometheus’ a değil insanlara da çok öfkelidir çünkü insan çalınan ateş sayesinde hem canlanmış hem de bilgi sahibi olmuştur. Burda başka bir küçük hikayeden de kısacık bahsetmek istedim bu Antik Yunan efsanesi aklıma sanırım Tevrat’ ta geçen Babil Kulesi hikayesini getirdi. O hikayede insanlar çok yüksek bir kule inşa edince tanrı insanlara kızıyor ve onların dillerini değiştirip birbirleriyle iletişim kurmalarına engel oluyordu yani her dönem insanlar olarak tanrıları kızdıracak bir şeyler yapmayı başarmışız. Neyse asıl hikayemize geri dönecek olursak insanlığa çok kızan Zeus onlardan intikam almak için bir plan yapar bunun sonucunda Demirci Tanrı Hephaestus’ a gider ve onun için balçıktan bir kadın yapmasını ister. Hephaestus hemen işe koyulur ve daha önce görülmemiş güzellikte bir kadın ortaya çıkarır.

Bu kadına Afrodit’ in dişiliği, Athena’nın ileri görüşlülüğü, Hermes’in inatçılığı ve meraklılığı verilir. Bu kadının adı tanrıların hediyesi anlamına gelen Pandora’dır. Tanrı Zeus, Pandora’yı insanların arasına göndermeden önce ona tahta bir kutu verir bu kutunun içinde çok kötü şeyler vardır ve insanların yanına gitmeden önce kutuyu açmaması için Pandora’ yı uyarır. Ve sonra Pandora’yı yeryüzüne insanların arasına yollar. Pandora’nın büyüleyici güzelliği insanları hemen kendine çeker ona sorular sorup onu tanımaya çalışırken bir yandan da kutusunun içinde ne olduğunu merak ederler. Pandora ileri görüşlülüğü sayesinde kutunun içinde kötü şeyler olduğunu düşünür ve kutuyu açmak istemez fakat insanlar çok meraklanır herkes kutuyu açmak ister Pandora insanlara engel olmaya çalışır fakat başaramaz tüm kötülükler yeryüzüne insanlığın arasına yayılırken birden kutuyu kapatmayı başarır ve içerde tek başına iyi bir şey kalır o da umuttur. Onun içindir ki nice kötülüğün, felaketin içinde dahi insanda umut hep vardır ve biz tahtaya vurarak aman umut hep orda kalsın deriz. Kalsın ki biz de bir şekilde yaşamaya devam edelim yoksa kötü giden her şeye nasıl dayanırız umarım içinizde filizlenen umutlar hiçbir zaman solmaz.

Haberi Kaynak Sitede Oku